Türkiye’de Yayıncılık Kalitesi Neden Düştü?

Ben yayıncılık işinde çok eski sayılmam, ama en yeni nesli gördükçe kendimi 8 yıllık kesintisiz eğitimin hemen öncesinde 5+3 okuyan şanslı nesil gibi hissediyorum (Gerçi aramızda kalsın, zaten öyleyim).

Bizden sonra gelenlerde, özellikle bu sektöre 2010 ve sonrasında girenlerde haber, makale ve genel anlamda içerik oluşturma anlamında ciddi bir kalite eksikliği olmasının, dış kaynaklardan alınan haberlerde, nitelik anlamında kaynak içeriğe yaklaşılamamasının çok önemli bir sebebi var.

İzin verin açıklayayım:

Basılı teknoloji dergisi yayıncılığı alanında rekabet ve sürdürülebilirlik, 2009–2010 gibi bitti. Bu dönemden önce editörlük, yazarlık… adına ne derseniz deyin, bizim alanımızda (teknoloji) işe başlayanlar ilk deneyimlerini çoğunlukla bir dergide yaşadı. Hatta 2008 öncesinde çalışanlarına yazı yazmaları için para ödeyebilen doğru düzgün bir internet sitesi yoktu bile. NTVMSNBC’nin internet yayıncılığının kralı olduğu zamanları hatırlayın.

Matbu bir dergide yazmak için inceleme yazmaları, makale hazırlamaları, dosya konuları için araştırma yapmaları gerekti ve o dönemde yabancı kaynaklar (Google) bile şimdiki kadar zengin değildi. Üstelik basılı yayıncılığın “güncellenememe” sorunu aslında gerçek bir fırsatı doğuruyordu: Hata yapma lüksümüz yoktu, yazdığımız her yazı geri döndürülemez biçimde okura ulaşacaktı ve derginin kapağında genelde (en ufak hatada k.çımıza tekmeyi basabilecek) büyük bir yayın grubunun logosu bulunuyordu. Haberler bölümü, bir derginin en fazla 5–10 sayfasını kapsıyordu. Geri kalan her şey makaleydi, incelemeydi, dosya konusuydu ya da araştırma yazısıydı.